Enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde tasarruf sahibinin karşılaştığı asıl sorun para kaybetmek değil, satın alma gücünü kaybetmektir. Hesabınızdaki bakiye rakam olarak aynı kalsa bile, aynı parayla alabildiğiniz market sepeti küçülüyorsa fiilen zarar ediyorsunuz. Bu noktada en sık başvurulan yöntemlerden biri dövize, özellikle de dolara yönelmek. Ancak "dolar yatırımı enflasyon koruması sağlar" cümlesi, olduğu gibi kabul edilecek bir kural değil; koşullara, zamanlamaya ve maliyetlere bağlı bir ihtimaldir. Aşağıda bu ihtimalin hangi mekanizmayla çalıştığını, nerede tıkandığını ve yeni başlayan birinin nasıl ölçülü davranabileceğini adım adım inceliyoruz.
Doların koruyucu özelliği sihirli bir getiri vaadinden değil, iki ekonomi arasındaki fiyat artışı farkından doğar. Mantığı anladığınızda, dövizin ne zaman işe yaradığını da ne zaman yaramadığını da tahmin edebilir hale gelirsiniz.
Temel fikir şudur: Uzun vadede iki ülkenin enflasyon oranları arasındaki fark, kurlara yansıma eğilimindedir. Türkiye'de fiyatlar hızlı artarken ABD'de daha yavaş artıyorsa, dolar/TL kurunun zamanla yukarı yönlü hareket etmesi beklenir. Yani dolar tutmak, aslında daha düşük enflasyonlu bir para birimine geçiş yapmak demektir. Buradaki kritik ifade "uzun vadede"dir. Kısa vadede kur; faiz kararları, sermaye akımları, siyasi haberler ve piyasa psikolojisi yüzünden enflasyondan tamamen bağımsız hareket edebilir. Aylarca yatay seyredip sonra kısa sürede sıçraması bu yüzdendir.
Yatırım kararlarını değerlendirirken tek soruyu sormalısınız: Getirim enflasyonu geçti mi? Yaklaşık bir hesapla reel getiri, nominal getiriden enflasyon oranının çıkarılmasıyla bulunur. Kur yıl içinde yüzde 20 artmış ama enflasyon yüzde 40 olmuşsa, elinizdeki dolar sizi reel olarak korumamış, hatta gerilemenize izin vermiştir. Tersine, kur artışı enflasyonun üzerinde kaldığı yıllarda döviz reel kazanç üretir. Faizin ve bileşik getirinin matematiğini kavramak, bu karşılaştırmayı yapabilmek için iyi bir başlangıçtır.
Aşağıdaki tablo gerçek bir tahmin değil, mekanizmayı göstermek için kurgulanmış bir örnektir. Varsayım: yıllık enflasyon %40, elinizde 100.000 TL var.
| Seçenek | Yıl sonu nominal değer | Yaklaşık reel sonuç |
|---|---|---|
| Vadesiz hesap / nakit (%0 getiri) | 100.000 TL | Ciddi kayıp |
| Kur %25 arttı senaryosunda dolar | 125.000 TL | Kayıp (enflasyonun altında) |
| Kur %55 arttı senaryosunda dolar | 155.000 TL | Reel kazanç |
Tablonun anlattığı şey nettir: Dolar, nakitte beklemeye kıyasla neredeyse her senaryoda daha iyidir; ancak enflasyonu geçmesi garanti değildir. Karşılaştırmanızı yalnızca TL nakitle değil, mevduat faizi, tahvil, hisse senedi ve fon gibi alternatiflerin o dönemki getirileriyle birlikte yapmanız gerekir.
Dövizi bir "korunma aracı" olarak kullanmak ile "hızlı zenginleşme yolu" sanmak arasındaki fark, riskleri fiyatlayıp fiyatlamamanızda yatar.
Geliriniz ve harcamalarınız TL cinsindense, servetinizin tamamını dövize çevirmek sizi başka bir riske açar: kurun uzun süre yatay kalması veya gerilemesi. Böyle dönemlerde döviz tutan kişi, TL mevduatın faiz getirisini de kaçırdığı için çift kayıp yaşar. Ayrıca dolar kendi başına nakit akışı üretmez; kira, temettü, faiz gibi bir gelir sağlamaz. Salt kur artışına bağlı, tek bacaklı bir bahistir. Bu yüzden döviz, hisse senedi ve fon gibi üretken varlıkların yerine değil, onların yanına konumlandırılmalıdır.
Yeni başlayanların çoğu getiriyi hesaplarken maliyet kalemlerini atlar. Oysa her alım-satımda alış ile satış kuru arasındaki fark (makas) doğrudan cebinizden çıkar. Buna banka veya aracı kurum komisyonları, fiziki dövizde saklama riski, döviz mevduatına uygulanan stopaj ve varsa işlem vergileri eklenir. Sık sık alıp satarak "kuru yakalamaya" çalışmak, bu maliyetleri katlar ve muhtemel kazancınızı eritir. Döviz tutmak taktiksel bir oyun değil, uzun vadeli bir pozisyon olarak düşünüldüğünde daha verimlidir.
Sağlıklı bir sıralama şöyle kurulabilir: